BEST dergisi, bina kontrol, konfor ve güvenlik sistemlerini bir arada tek bir disiplin altında toplayan ilk ve tek dergidir. Bina elektronik sistem teknolojileri alanında faaliyet gösteren tüm firmaların etkinliklerini ortak zeminde buluşturmayı amaçlayan BEST dergisi, firmalar ile müşterileri arasında bir köprü işlevi görerek sektörün gelişimini misyon edinir.

ENERJİ VERİMLİLİĞİNDE İNOVASYON VE İŞ BİRLİĞİNİN ÖNEMİ ARTIYOR

[kutusol=4393] Sürdürülebilir enerji için Johnson Controls ne gibi çalışmalar yapıyor?
1885 yılında şu an birçok alanda kullanılan oda termostatın icadıyla serüvene başlayan  Johnson Controls’ün asıl amacı daha verimli, bağımsız kullanıcıya yönelik termostat üreterek serüvene başlamaktı. Johnson Controls bu enerji verimliliğinde binaları belirli bir noktaya kadar kontrol ediyordu ancak bir binadaki elektrik sarfiyatının yarısı kadarını iklimlendirme cihazları kullandığı için o tarafa da müdahil olması gerektiği bilinciyle 2005 yılında York markasının dünya genelinde hisselerini satın alarak iklimlendirme faaliyetlerine başladı.  2013 yılında da yine Japon devlerinden Hitachi markasının dünya genelinde %60 hissesini kullanarak bir anlaşma imzalandı. İklimlendirme alanında faaliyetlerini bugün de bu şekilde sürdürüyor.

Nedir yapılan Ar-Ge yatırımlarınız, anlatır mısınız?
Başlı başına Hitachi’nin alınması büyük bir Ar-Ge diyebilirim. Hitachi dünyanın önde gelen kompresör üreticilerinden birtanesi. Bir arabanın nasıl motoru en önemli aksamıysa kompresör de bizim klima sistemlerinde bu işin motoru görevini görüyor. Asıl işi yapan ekipman. Bugün rakip firmaların içinde dahi bizim kompresörlerimiz kullanılıyor. Dolayısıyla orada Hitachi tarafından üretilen kompresörler de bizim cihazlarımızın basamak olarak atlamasını sağlıyor. Tabii sadece kompresör değil cihazın diğer  aparatları , fan yapısı gibi diğer parçalarında da yeni gelişmeler var. Her geçen gün yenilikler üretmeye çalışıyorlar. Temel sebep enerji verimliliğini artırmak. Günümüzde enerji en önemli unsur. 
Tüm Ar-Ge çalışmaları haklı olarak enerji verimliliğini artırma yönünde. Sektörde de her zaman için özellikle Türkiye gibi bilinçli bir pazarda enerji verimliliği çok önemli bir konu.

Dünyaya baktığınızda Türkiye pazarını bilinçli olarak mı tanımlıyorsunuz?
Evet. Son 10 yılda baya bir bilinçlenme artışı oldu. VRF sistemleri eskisine göre hala tercih edilirken ve tereddütlü bir konu olmasına rağmen günümüzde bütün inşaat firmalarının, müteahhit firmalarının herkesin VRF sistemleriyle alakalı bir bilgisi var. Bu sistem de kullanıcıya sunduğu avantajlarla artık split sistemlerin yerini almaya başladı diyebiliriz. Hem uygulama kolaylığı, kurulum kolaylığı hem de kurulum sonrası işletme maliyeti açısından çok ekonomik çözümler üretebiliyorsunuz. Dolayısıyla artık sektörde yatırımcılar, kullanıcılar, inşaat firmaları bu konuyla alakalı fazlasıyla bilinçlenmiş durumda. Şu an Türkiye pazarında yaklaşık 30-35 civarında VRF markası var. Hepsi tüm firmalar tarafından üç aşağı beş yukarı tanınıyor diyebilirim.

Özellikle son 10 yıllık bir trendden bahsediyoruz o halde?
Her geçen sene gelişen, çıkan yasalarla da desteklenen bir konu. Bundan 3-5 sene evvel merkezi ısıtma sistemi olması gerektiğine dair bir yasa çıkmıştı. Tamamen enerji sarfiyatını minimize etme amaçlı. Artık benzer bir konu soğutma sistemleri için de geçerli. Artık yeni yapılan rezidans projeleri, çok katlı ofisler, çok katlı konut projeleri gibi projelerde merkezi iklimlendirme sistemleri tercih ediliyor.

Belli bir standardizasyon oluşturulmaya mı çalışıyor?
Teşvik fonu ayrılıyor mu?

Yavaş yavaş o yöne doğru gidiyor. Net olmasa da bununla ilgili yasa tasarıları var. Belli oranda çıkan yasalar var. Artık yavaş yavaş enerjiyi de merkezden kontrol etme ve boşa kullanılacak bir enerji sarfiyatını önleme yöntemleri oluşturuluyor. Bu da tüm kullanıcılar tarafından biliniyor ve takip ediliyor. Bu cihazlarla alakalı bir teşvik fonu yok. Bazen turizm teşvik fonu oluyor, bazen bir eğitim kurumu farklı bir teşvik belgesi alabiliyor ama bu cihazlara yönelik bir teşvik şu an söz konusu değil. Bu cihazlar artık gelişen teknolojiyle yenilenebilir enerjiyi destekler hale geldi. Artık güneş enerjisiyle akuple sistemlerin çıkacağı öngörülüyor. Halihazırda böyle bir sistem yok ama Ar-Ge çalışmaları bu yönde devam ediyor. Yenilenebilir enerjiden de faydalanılacak bu konuda. Su soğutmalı dediğimiz ayrı bir grup var mesela orada yenilenebilir enerjiden faydalanıyoruz.
Nasıl faydalanıyorsunuz?
Mevcut uygulamayı yapacağınız yerin yakınında bir su kaynağı olabilir örneğin. Gölet gibi. Bu göletin zeminine bazı borular yerleştiriyorsunuz ve sistemin soğutmada kullanacağı suyu o borularda dolaştırarak oradaki mevcut ısıyı kullanıyorsunuz. Mevcutta cihazın üzerindeki ısıyı fanlarla atmosfere atmak yerine borulardan dolaştırarak bu suyun ısısını ortama yani gölete vermesini sağlıyorsunuz ve daha stabil bir durum oluşuyor. Bu sistemlerin enerji verimliliği çok daha yüksek oluyor,

Bina içerisine bu sistem nasıl entegre ediliyor? Bununla ilgili bir girişiminiz oldu mu?
VRF sistemlerinde dediğim gibi su soğutmalı sistemlerde bir uygulamamız olmadı. Çünkü şu aşamada yatırım maliyeti biraz yüksek. Teknolojinin gelişmesiyle biraz daha ekonomikleşiyor bu sistemler. Mesela sizin bir villanız var diyelim. Bu villanızın yanında da boş bir araziniz var. Yatırım maliyeti konusunda da herhangi bir bütçesel sıkıntınız yok. Evinize normal klima sistemini kuruyorsunuz. Merkezi klima sistemi iç ünitelerini kuruyorsunuz. Dış ünitesi su soğutmalı bir sistem oluyor ve bu su soğutmalı sistemi yandaki araziye yerleştirdiğiniz -toprağı belli bir oranda kaldırarak- borularla suyu sirküle ediyorsunuz ve sisteminizin içinden geçirerek sistemin ısısını toprağa vermiş oluyorsunuz. Bir fan yardımıyla atmosfere vermektense toprağa vermiş oluyorsunuz. Toprak altı veya suyun zemini vs. genelde sıcaklık değişimi çok az olan şeyler. Yaz ve kış arasında yani mevsimsel çok fark oluşmuyor.  Örneğin 10 m derinlikteki bir denizin zemininde yaz ve kış ısıyı ölçerseniz 15-16°C sabit bir ısı elde edersiniz. Yaz ve kış arasında 1-2°C’lik bir fark oluyor. Dediğim gibi sistemdeki ısıyı o 15-16°C’lik ortamda bulunan borularda sirküle ederken o da ısısını deniz suyuna bırakmış oluyor. Böylelikle herhangi bir enerji sarf etmeksizin sadece suyu dolaştırarak sistemi soğutabiliyorsunuz. Isısını tahliye etmiş olabiliyorsunuz.

Referans projelerinizde enerji verimliliğini artırmak adına ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Johnson Controls avantajlarından biri de şu biz sadece iklimlendirme firması değiliz. Aynı zamanda bir de bina otomasyon sistemi firmasıyız. Biz halihazırda belli bir Ar-Ge sonucu belli bir enerji verimliliği seviyesine ulaşmış cihazları paket olarak bir yere sunmaktan daha öteye geçiyoruz. Aynı zamanda bu cihazları en verimli şekilde işletmeye yönelik de otomasyon sistemleri kurulabiliyor. Tabii Johnson Controls avantajlarından birtanesi de otomasyon konusunda da dünya devlerinden olması. Otomasyon sistemlerinden kastımız ise; kartlı geçiş sistemleri, kamera izleme sistemleri, retina algılayıcı, parmak okuyucu değil sadece, Anı zamanda bir binaya kurulmuş mekanik ekipmanların da optimum seviyede olmasına da biz mekanik otomasyon diyoruz. Johnson Controls’ün bu gücü de bizim proje önerdiğimiz veya sattığımız ekipmanların kullanılmasını da sağlıyor. Hem otomasyon hem iklimlendirme ekipmanı konusunda sonuçlandırdığımız birçok proje var hem dünyada hem de Türkiye’de. Genelde referans projelerde, otomasyon kurulması gereken projelerde Johnson Controls tercih edilen firmalardan birtanesi. Dünya genelindeki referanslarımıza bakacak olursak: Burj-Halifa binası, Beyaz Saray, Pentagon, Mescid-i Haram gibi birçok farklı alanda projeyi hem iklimlendirme hem de otomasyon anlamında neticelendirmiş bir firma. Aynı zamanda Türkiye’deki son zamanlarda neticelenen projelerimize bakarsak: Zorlu Centre, MR Square, Ağaoğlu 1453, 3.Havalimanı projesi gibi birçok projede de bizim ekipmanlarımız ve sistemlerimiz yer alıyor.

Sürdürülebilir mühendislik çözümleri anlamında ne gibi teknolojik hizmetler sunuyorsunuz? Nedir sürdürülebilir mühendislik?
Teknoloji de aslında yaşayan bir organizma gibi. Bugün size genç gözüken ya da yeni teknoloji gibi gözüken bir konu bundan 3-5 yıl sonra maalesef eski teknoloji oluyor. Bununla alakalı bizim mühendisler devamlı teknoloji geliştirmek, daha kullanıcı dostu haline getirmek, daha verimli daha az işletme maliyetiyle işletebilme adına devamlı bir Ar-Ge çalışması yürütüyoruz. Sürdürülebilir mühendislik de bu gelişimleri devamlı hale getiren, mevcut durumda patinaj çekmeyen bu konumunu daha ileri taşımaya, daha kendini geliştirmeye gayret gösteren bir faaliyet. Açıkçası benim bakış açımla bu. Bunun yanı sıra şu an trend konulardan biri de mevcut sistemleriniz de yani kurduğunuz sistemlerinizi de kendi içinde yenilenebilir bir şekilde sunmak. Telefonlarımızdaki güncellemeler gibi düşünebiliriz bunu. Artık VRF sistemleri de tamamen internet üzerinden yönetilebilen daha online sistemeler haline dönüşmüş vaziyette. Dolayısıyla belli oranlarda kendini update edebilen, kendini yenileyebilen sistemler. Bunun yanı sıra bizim şu an gözbebeğimiz diye adlandırdığımız Hitachi markalı ürünlerimizde de H-Link diye adlandırdığımız bir sistemimiz var. Bu uzun zamandır Hitachi firmasına ait patentli bir sistem diyebilirim. Aslında ekipmanların kendi aralarında haberleşmesini sağlayan bir dil bu.

H-Link diye adlandırılan sistemin kendi arasındaki dilin nasıl bir işleyiş yapısı var?
Her markanın kendine özgü bir dili var aslına bakarsanız. Kimisi daha gelişmiş oluyor kimisi daha az gelişmiş oluyor. Tabi biz burada Japon markası Hitachi’nin bu konuya yapmış olduğu yatırımlarının meyvesini alarak bu H-link sistemi geliştirdik. Bizim dilimiz biraz kendimize özel. Bu sistemi çok özet anlatmam gerekirse aslında iç ünitelerimiz, dış ünitelerimiz, kumanda ekipmanlarımızın arasında kurulan haberleşme yapısı vesilesiyle bu cihazların hepsinin birbiriyle haberleşmesini sağlayan bir sinyalizasyon. Tabii bu sistem şöyle; global bir sistem Hitachi ürünlerine ait. Bundan 3-5 sene önce kurulmuş ama eskimiş ürününüzün teknolojisini yenilemek istediğinizde bir kısmını mevcut eski sisteme otomatik olarak entegre olabilen bir sistem. Yani yeni üretilen her Hitachi ürünü bundan 10 yıl önce kullanılan dili bilerek üretiliyor. Bu yüzden geçmişe de çok kısa sürede adapte olabilen, onu hemen toparlayıp yeni teknolojiye adapte edebilen bir yapısı var.

Buradan aslında altyapının değişim hızının çok hızlı olmadığı söylenebilir mi?
Aslında ağır bir gelişme değil ama sistemdeki tek gelişim cihazı internet zerinden kontrol edebilme üzerine değil. Ağırlıklı dediğim gibi bu işin motoru. Bir araba üretimini düşünün her üretilen arabada motor biraz daha güçlü, daha kısa sürede hızlanabilen üstelik bunu daha az yakıt harcayarak sağlayabilen bir motor. Ar-Ge çalışmaları bu yönde giderken bir yanda da araçların internet üzerinden trafikte incelenebilmesi gibi Ar-Ge çalışmaları oluyor. Bizde de  sistemlerde her iki tarafta bir çalışma var. Sistemleri global teknoloji havuzuna dahil edebilmek. İnternet üzerinden kullanıcı klimasını ayarlamak, kontrolünü sağlamak bu gelişen Ar-Ge alanlarından birtanesi. Bunun yanında bir de mevcut elektrik sarfiyatını nasıl minimize ederiz, nasıl daha kullanıcı dostu çözümler üretebiliriz ile alakalı da farklı bir Ar-Ge çalışmamız var. Aslında her ikisi de birbiriyle paralel yürüyor diyebilirim. Az önce anlatmak istediğim H-Link sistemi daha çok bu mekanik konuyu ve bu cihazın elektronik olarak birbiriyle haberleşmesini sağlıyor. İnternet üzerinden ziyade, birbiriyle haberleşmeyi sağlayan bir sistem. Tabii yeni üretilen cihazlar geçmişe göre çok daha ekonomik. Çok daha işletme maliyeti düşük. Yani sizin mevcut iç üniteleriniz var, bir de dış üniteniz var asıl olayın olduğu yer ama dış üniteniz artık teknolojinin çok gerisinde kaldı. Enerji verimlilik seviyesi çok geride kaldı. Siz de bunu daha verimli bir cihazla değiştirmek istiyorsunuz ama içeride de bir tadilat yapmak istemiyorsunuz. Buna olanak sağlıyor diyebilirim. Tabii Japon markası olması Hitachi’nin en önemli güçlerinden birtanesi. Çünkü Japonya bu VRF sistemlerinin doğduğu yer. Dolayısıyla bu konuda her zaman için trendi belirleyen, teknolojiyi belirleyen ya da öncelikleri ilk çıkaranlar genellikle Japon firmaları oluyor. Biz de Hitachi’ye bir Japon firması olmasından dolayı J yatırım yapma kararı aldık. Tamamen Japon üretimi olan cihazlarımız var. İlk teknoloji Japonya’daki fabrikamızda üretiliyor. Daha sonra diğer ülkelerdeki fabrikalarımıza sirayet ediyor. Asıl teknolojiyi üreten taraf Japonya diyebilirim. Bu da bizim avantajlı olduğumuz yönlerden birtanesi. Yakın zamanda yine Hitachi’nin tasarladığı yeni jenerasyon bir tane ürün var. Sigma isimli bir serisi çıktı. T

amamen Japonya’daki fabrikamızda üretilen bir cihaz. Enerji verimlilikleri firmalar arasında tatlı bir rekabete dönüşmüş durumda. Herkes bir önceki verimlilik seviyesini geçmeye çalışıyor. Bunun yanında firmaları ayırt eden farklı konular da var. Örneğin bizim şu an sigma serimizde 24 hplik dış ünite gruplarımız var. Tek modülde verebildiğimiz. Bunları 4 modülü bir arada kontrol etmek suretiyle 92hpye kadar bir dış ünite grubu üretebiliyoruz. Bu şu an ki teknolojinin ilerisinde bir durum. Bunu yaparken aynı zamanda enerji verimliliğinden ödün vermiyor. Artık oranlarımız 5,5-6 seviyelerine kadar yükseldi.

Sektörde bu rakam bir ilk denebilir mi peki?
Her modülün her kapasite dış ürünün verimlilik değeri birbirinden farklı oluyor. Atıyorum 8 hp’lik bir cihazınızın verimlilik değeriyle 16 hp’lik cihazınızın verimlilik değeri bir olmuyor.
İçinde kullanılan komparentler,  yüzeyleri  değişiyor. Birçok değişken var. Sigma serisindeki birçok modülümüz sektördeki en iyi enerji verimlilik seviyesine sahip. Genel olarak kıyas yaptığımızda bu verilerle sektör lideri haline geliyor diyebilirim. Bunun yanında çok çeşitli iç ünite alternatiflerimiz var. Tamamen sizin mimari bakış açınıza, görmek istediğiniz klima sistemine göre duvar tipi, kanallı tip vb. olmak kaydıyla çeşitli iç ünite ürün gamamız mevcut. Onun yanı sıra artık bu cihazlar daha küçük hale geldi. Ne kadar minimal hale getirilebilirse o şekilde yapılıyor. Daha hafif daha az yer kaplayan, daha sessiz cihazlar yapılıyor. Bu konuda da Hitachi sektörde lider firmalardan birtanesi. Daha kolay müdahale etme şansı, daha kolay demontaj-montaj seçenekleriyle onlara da avantaj sağlıyor.

Kullanıcılara veya uygulama firmalarına sunduğu avantajlar bu şekilde. Bu hem daha az elektrik faturası manasına geliyor hem işletme maliyeti çok düşüyor hem de daha kolay bir kurulum oluyor. Gelecekte de mevcut sistemi yenilenebilir bir sistem sunmuş oluyoruz. Hem bugün hem de yarın gönül rahatlığıyla kullanabilecekleri bir cihaz üretmiş olduk. Dediğim gibi genelde piyasadaki algı da bu şekildedir. Birçok Japon markası var piyasada. Ama hakikaten Japonya’da üretim yapan ve üretilen ürünleri Türkiye’de satmaya çalışan tek firmayız.

Dijitalleşen dünyada Johnson Controls’ün ne gibi hedefleri var?
Johnson Controls’ün Hitachi’ye yaptığı bu yatırım aslına bakarsanız sektördeki hedeflediği noktanın bir göstergesi. Çünkü Johnson Controls. bir Amerikan firması. York da bir Amerikan firması. Dolayısıyla Amerika kıtasında ve Orta Doğu ve Avrupa kıtasında güçlü bir marka. Ama tabii Asya kıtasında ya da Uzak Doğu’da diyelim Japonlar kadar güçlü olma şansınız yok. Şu an Johnson Controls Hitachi’nin hem teknolojisini hem üretim tecrübesini hem de Asya kıtasındaki yapılanmasını satın almış oldu. Dolayısıyla daha global bir firma haline gelmiş oldu. Hitachi de kendi başına dünya devi bir firma. Tabii bu markanın sadece iklimlendirme tarafı satın alındı Johnson Controls tarafından. Bu da Johnson Controls tarafından geleceğe yapılan en büyük yatırımlardan birtanesi.

Bunun yanı sıra yangın algılama ve güvenlik sistemleri açısından Tayko isimli bir firma var. Johnson Controls geçtiğimiz yıl içinde de Tayko ile güçlerini birleştirdi. Bu da yine sektörde ses getirdi. Bu da Johnson Controls’ün bu işi daha ilerilere taşıyacağının bir göstergesi. Türkiye pazarına bakacak olursak Johnson Controls özellikle VRF sistemleri tarafından geçtiğimiz seneye kadar sadece york markasıyla faaliyetini sürdürüyordu. York markası da bu zamana kadar birkaç distribütör aracılığıyla satışını gerçekleştirmişti.

Ama artık pazardaki rekabet koşulları ve Johnson Controls’ün global gücü sebebiyle biz bu işi artık kendi bünyemizde kendi ekiplerimizle yapma kararı aldık. 3 sene öncesine kadar distribütör aracılığıyla sürdürülen York markası satışı kendi operasyon ekibimizin faaliyetleriyle yürütülüyor. Yine bütün stok Johnson Controls’ün kendi stoğu halinde. Geçtiğimiz sene yine Hitachi bir distribütör aracılığıyla pazara sunuluyordu. Bu sene onun da temsilciliğini kendi bünyemizde yapma kararı aldık ve özellikle VRF sistemleri tarafından çok ciddi bir eğilim olduğu gördük.

Çünkü Türkiye pazarı da biraz o tarafa doğru kayıyor. Birbirine rakip işler diyebilirim. Çilli, su soğutma ve gazlı soğutma sistmeler; bunlar birbirine rakip sistemler.
Biz Johnson Controls olarak her ikisini de sağlıyoruz. VRF sistemlerde pazar biraz daha o tarafa doğru kayınca biz de ekip yapımızı daha güçlü hale getirerek yaklaşık iki katına çıkardık.   İstanbul genel merkez olmak koşuluyla Ankara, İzmir, Antalya, Adana’da bölge müdürlüklerimiz var. Burada faal arkadaşlarımız var.

Bu arkadaşlar da şu an pazarda partnerlerimizle, bayilerimizle, iş ortaklarımızla projelerimizi takip edip neticelendirmeye çalışıyorlar. Personel yatırımı anlamında, stok yatırımı anlamında iki markayı müşterilere gerek teknolojik talepleri gerekse bütçesel talepleri doğrultusunda komple çözüm üretebilir bir hale gelmiş olduk. İki markamız iki silahımız var. Bu mücadelede satış mühendisi arkadaşlarımız iki alternatif çözüm üretebiliyor.

Dediğim gibi tüketicinin tamamen teknolojik beklentisi, gereksinimi, o an ki stok yapısının durumu ve bütçesiyle alakalı müşterimizi uygun markamıza yönlendirmeye çalışıyoruz.

Çok ciddi bir istihdam yatırımının yanı sıra ciddi bir de stok yatırımı gerektiriyor. Johnson Controls bu finansal gücünü bu konuda da kullandı. Ciddi bir stok durumu yaptı. Stok yatırımı da yaptı bu sene için. İlerleyen zamanda bayi toplantılarımız, ürün lansmanlarımız, reklam faaliyetlerimiz, sektöre yön veren sektörde adımızı daha fazla duyurabileceğimiz, insanları daha da bilinçlendirebileceğimiz faaliyetlerle alakalı düşüncelerimiz, planlarımız var. Tabi bu işin temeli olan fabrikalarımızın Ar-Ge çalışmaları devam edecek. Her zaman için müşterilerimize en teknolojik, en kullanıcı dostu, işletme maliyeti açısından en ekonomik sistemleri önermeye devam edeceğiz.